adlandırılmayan çelişkiler

Sosyal Medyada Gerçek Olmak: Estetiğin Ardındaki Kaygı

Sosyal medya, artık yalnızca iletişim kurduğumuz bir alan değil; kimliğimizin uzantısı, görünür olmanın zorunluluk haline geldiği bir vitrin. Günlük hayatın sıradan anları bile burada sahneye konuyor. Işığın geliş açısı, kahve kupasının rengi, kitap kapağının dokusu… Hepsi “ben kimim?” sorusuna verilen görsel yanıtlar gibi. Ancak bazen bu yanıtlar, gerçeğin değil, arzunun sesi oluyor.

Sosyal medya, günümüzün en güçlü “ölçü”lerinden biri haline geldi. Artık yalnızca haber almak, paylaşmak ya da bağlantı kurmak için değil; kim olduğumuzu göstermek, hatta çoğu zaman kim olmak istediğimizi sergilemek için de buradayız. Ancak bu gösterme biçimi, çoğu zaman gerçekliğin yerini alıyor.

Geçtiğimiz günlerde iş yerinde yaşadığım küçük bir olay, bu durumu net biçimde gösterdi bana. Bir arkadaşım, Instagram’a koymak için kitaplarımı ve bilgisayarımı ödünç almak istedi. Söylediği şey tam olarak şuydu:

“Benim estetik bir şeylerim yok, seninkilerle fotoğraf çekebilir miyim?”

Bu cümle, içinde bulunduğumuz çağın küçük bir özeti gibi. Çünkü artık estetik, sahip olunan bir duygu değil, sergilenmesi gereken bir öğe. Gerçekten okuduğumuz kitaplardan çok, kitaplığımızın kadrajda nasıl göründüğü konuşuluyor. Kimi zaman bir kahve molasının kendisi değil, o molanın nasıl “göründüğü” paylaşılmaya değer bulunuyor.

Sosyal medyada olduğumuzdan farklı görünme çabası, yalnızca beğeni arzusundan doğmuyor. Bunun altında daha derin bir şey var: varlığımızı görünür kılma ihtiyacı. Görülmez kalmaktan korkuyoruz. O yüzden filtreler, kompozisyonlar ve estetik nesneler üzerinden kendimizi yeniden kurguluyoruz. Gerçek, çoğu zaman yeterince “güzel” gelmiyor.

Ama bu çabanın ironik tarafı şu: Hepimiz “doğal” görünmeye çalışıyoruz. Herkes aynı “samimi” pozları veriyor; beyaz nevresimler, kahve lekeleri, satır altı çizilmiş kitaplar… Bir noktadan sonra, sahiciliğin bile şablonu oluşuyor. “Doğallık” bile bir estetik stratejiye dönüşüyor.

Arkadaşımın isteği bana absürt geldi, evet — ama sonra düşündüm. Belki de o, hepimizin yaptığı şeyi yalnızca dürüstçe dile getirmişti. Biz çoğu zaman aynı şeyi daha sofistike biçimde yapıyoruz: kurgulayarak, planlayarak, paylaşarak.

Görünmek, artık yaşamanın bir biçimi. Gerçeklik, paylaşılabilir olduğu sürece anlam kazanıyor. Oysa bazı şeyler sadece yaşandığında gerçek; fotoğrafa, hikâyeye ya da “story”ye sığmadığında.

Sosyal medyada estetik görünmek, aslında bir tür çağdaş maske. Ve belki de maskenin ardında yatan asıl kaygı şu: “Görülmezsem, var olabilir miyim?”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir