2 perde 125 dk’lık bu oyuna gittim. Yeterince uzun” diyebileceğimiz bir süre; ama uzunluk, derinlik vaaz etmez.
Benim aklımda önce “Sıkıldım mı?” sorusu beliriverdi. Ve evet — oyunun cazibesine kapıldığım anlarla, kaçmayı düşündüğüm anlar arasında gidip geldim.
Oyuncuların performansıyla ilgili söyleyecek çok şey var; Selçuk Yöntem, Zuhal Olcay, Cengiz Bozkurt gibi ağır toplar sahnede duruyorlar. Ama sahnenin altında, görsel ihtişamın gölgesinde bazı çatlaklar da var.
1. Performans ve Karakter İnşası
Selçuk Yöntem (Don Kişot)
Yöntem karaktere ciddi bir yer yer dramatik ağırlık katıyor.
Zaman zaman yüzündeki yorulmuşluk, gözlerindeki iç çelişkiler belli ediyor: idealist Don Kişot ile gerçekliğin sınırları arasında sıkışmış bir adam portresi denemesi.
Ama bu “çelişkili adam” portresinde, karakterin delilik ile kahramanlık arasında gidip gelmesi yeterince keskin çizilmemişti.
Bazı sahnelerde “Don Kişot’un hayaliyle dünyaya meydan okuması” sahici gelirken; diğer sahnelerde sahne geçişlerinde karakter “sadece sahnede duruyor gibiydi” — dramatik gerilim şişkinleşmiyordu. Ayrıca, Selçuk Yöntem’in kırılgan bir görüntüsü vardı. Bence istenerek oluşturulan bu yargı biraz fazlaydı. Kahramanın aslında yaşlı olması, enerjisinin tükenmesi ve aslında zarif bir kişiliği olması azıcık derinlik parıltısıydı.
Zuhal Olcay (Aldonza / Dulcinea kısmı)
Olcay’ın ses tonu, duruşu ve sahnedeki hareketleri dikkat çekiciydi.
Kadın karakterin hem hayali hem gerçeği birleştiren konumunda daha özgün tonlamalar beklerdim.
Ama bazı repliklerde tebessümle söylenmiş gibi gelen cümleler vardı; sahnedeki ağırlık bazen dağılıyor gibiydi. Karakter derinliği çelişkili ifadelerle biraz sağlanmış olsa da kitaptaki gibi yeterince irdingenememiş bir karakter olarak kaldı.
Cengiz Bozkurt (Sancho Panza)
Burada Bozkurt’un işi hem mizahı hem dramı dengede tutmak.
Bazı sahnelerde çok iyi dengelenmişken, bazı sahnelerde mizah daha baskın çıktı ve dramatik etkiyi sekteye uğrattı.
Sancho karakteri genelde “dengeleyici” rolü alır, ama burada bazen “komik eşlikçi” havasına indirgenmiş gibi hissettim.
Genel olarak: oyuncular güçlüydü, ama karakterler çoğu zaman bildiğimiz Don Kişot kalıpları içinde dolaştı. Yenilikçi yorumlar, beklenenin biraz dışında patlamalar eksikti.
2. Tempo, Gerilim ve Sıkılma Anları
125 dakika sahne hayli fazla; her sahne doldurulmuş. Ama sahne doldurmak, sahne kurmak değildir.
- Bazı geçişler gereksiz uzundu: dekor değişimi, müzik geçişleri, dans figürleri vs.
- Gerilim dorukları beklenildiği gibi patlamadı; climax sahneleri yeterli yoğunluğa ulaşamadı.
- Müzikli yapı olması avantaj; ama bazen müzik, sahnedeki dramatik akışı bastırdı — replikler, duygular geri planda kaldı.
“Ben Don Kişot’u çocukken okuduğumda sıkılmıştım”; belki sahne de o eski metnin zorluğunu hafifletme arzusuyla yüzeyselleşti.
İzleyiciye “büyük görsel şölen” vadederken, ruhani derinliği tam taşıyamamış oyun.
3. Görsel Estetik: Kostümler, Dekor, Renk Paleti
Pozitif nokta burası gerçekten etkileyiciydi.
- Kostümler: renkler canlıydı, akıllı dokunuşlarla klasik ve modern öğeler karışıyordu. Bazı sahnelerde kadın karakterlerin elbiseleri, ışıkla birlikte sahne dekoruyla bütünleşiyordu.
- Dekor: sahne geçişlerinde kullanılan atraksiyonlar, sahne düzenlemeleri iyiydi.
- Işık tasarımı da genel olarak sahneleri belirginleştiriyordu; ama bazen ışık-kompozisyon karışıklığı oldu — sahne ile izleyici arasında “odak” kayboluyordu.
- Sahnenin arka planları ve hareketli sahne parçaları bazen “süs” gibi davranıyordu; izleyici dikkatini dağıtacak detay fazlalığı hissedildi.
Yani burada bir paradoks vardı: Görüntü nefes alıyordu; ama ruh nefes alamadı.
4. Metin Uyarlaması ve Kurgu Kararı
Don Kişot’un edebi katmanı çok derindir; delilik, idealizm, hayal ile gerçek arasında kalma, sahte kahramanlık…
Ama sahne uyarlaması bunu tam kavrayamadı bence.
- Metin bazı yerlerde fazla basitleştirilmiş: derin felsefi pasajlar, karakter iç monologları kısaltılmış ya da sahne dışı bırakılmış.
- Uyum sağlamak adına müzikli sahneler, dans geçitleri, korolar eklendikçe orijinal romanın dramatik derinliği yer yer zayıflatılmış.
- Kurgu akışı: bazı sahneler atlanmış, bazıları eklenmiş; bu, karakterin mantıksal gelişimini gözden kaçırabildi.
- Bazı metaforlar görsel temsille aşırı yüklenmiş; bu da sahnedeki simgesel anlatımı zorlaştırdı.
Bu, klasik metne sadakat ile sahne gereksinimleri arasında yapılan yorucu bir uzlaşı denemesi gibi duruyor. Ama uzlaşı her zaman kazanan değildir.
5. İzleyicinin Duygusal Yolculuğu: Oldum Mu Olmadı mı?
Bir müzikalde esas mesele: izleyiciyi al, götür, bırak. Ama burada bazen beni sahnede bıraktılar; sahneler geçip giderken ben seyirci olarak “neredeydim ben?” diye düşündüm.
İyi sahnelerde — Don Kişot’un hayal sahneleri, monologları, Sancho ile diyaloğu — soluk aldım. Ama bu sahneler arasında kopukluk vardı. Arada sahne düşleri, dans koreografileri ve müzik geçişleri devreye giriyor, sahne duygusunu kesiyordu.
Sıkılma anlarım işte bu geçişlerdeydi: sahneye yüklemişler görsel olarak ama anlatının merkezinden biraz sapmışlar gibiydi.
6. Sonuç: Görkemli Bir Gösteri, Ama Eksik Bir Dünya
Artılar:
- Performanslar genel olarak güçlüydü.
- Kostümler, dekor, ışık, sahne tasarımı etkileyiciydi.
- Prodüksiyon ölçeği büyük ve iddialıydı.
- Müzikal olması, esere farklı bir yüz veriyordu.
Eksiler:
- Derinlik, karakter çatışması, dramatik yük bazı noktalarda eksik kaldı.
- Tempo dengesizliği, sahne geçişlerinde dikkat kayıpları.
- Metin uyarlaması bazen yüzeyseldi; orijinal anlatının ruhunu tümüyle yakalayamamış.
- İzleyiciyi tam kavrayacak bir “duygusal süreklilik” kurmakta zorlandı.

